SAKLI ÜÇ ŞEY ...NAGEHAN' DAN;)
15/5/2008 · Kategori: dostlardan inciler
Saklı Üç Şey
On iki imamın beşincisi Muhammed Bâkır Hazretleri, bir gün oğlu Cafer-i Sâdık rh.a.'e şöyle der:
Yavrum! Allah Tealâ üç şeyi üç şeyde gizledi:
Rızasını ibadetlerde gizledi. Bu sebeple hiçbir ibadeti küçümseme. Belki Allah'ın hoşnutluğu o sana önemsiz gelen ibadette olabilir.
Gazabını günahlarda gizledi. O bakımdan hiçbir günahı küçük görme. Belki Allah'ın öfkesi onda gizlidir. Onu yaparsan gazabına uğrarsın.
Veli kullarını diğer insanlar içinde gizledi. Sakın Allah'ın kullarından kimseyi hor görme. Belki hor gördüğün o kul Allah'ın velisi olabilir. (İhya)
ÖTELERE SEYAHAT ÜZERİNE...NAGEHAN' DAN :)
9/5/2008 · Kategori: dostlardan inciler
Ey Yücelerden Yüce!
Yolumuz üzerine serip sergilediğin sonra da bizi görmeye davet ettiğin meşherlerini, en mükemmel şekiller halinde sarıp sarmaladığın en bedî, en çarpıcı san’at eserlerini ve Sana aid gizli güzelliklerin tecellileri olarak binbir renk cümbüşü haline getirip ve yine Senin bir san’at mecmuan olan tabiatın sinesine yerleştirdiğin o, gözleri kamaştıran başları döndüren resimlerin en parlağı, en mevzûnu ve birbirleriyle fevkalâde tenasüb içinde bulunan eşya ve hâdiseleri seyredip, kaleminin sesinde ve o kalemle yazıp ortaya koyduğun kitabının âhenginde, Seni görüp, Seni duyup ruhumuzla kanatlanırken, isimlerinin ışığı altında açılan menfezlerden görülen bütün nizam ve âhenklerin, müşahede edilen umum renk ve suretlerin; her tarafda duyulan ses ve nağmelerin ve bu seslerden meydana gelen koro ve senfonilerin menbaına gözlerimiz kaydı. Gönüllerimiz, o her şeyin kaynağı olan yüce âlemlerin esrarıyla kendinden geçti...
Kalb ve iman gözüne açılan o ayrı ayrı pencerelerden öteleri seyre dalıp, gönüllerimizdeki “tûbâ-i cennet” 1 çekirdeğinin bir ağaç halindeki aslî hüviyetini müşahedeye cür’et ettik. Ve ötelere, ötelerin de ötesine uzayıp giden çok uzun, çok çetin fakat çok zevkli bir seyahata yeltendik. Bunu yaparken de beyanını ruhumuza rehber eyleyerek, isim ve sıfatlarının aydınlatıcı tayfları altında ve yine yol yol sonsuzluğa giden nurdan hakikatlarla kanatlanıp yollara döküldük.
Kelamında anlatılıp resmedilen; en ince teferruatına kadar haritası çizilen; nihayet bir kutlunun mir’âcıyla bütün bütün kapıları açılıp her ma’-rifet-eri’nin gönlündeki arşiyeleriyle, o âlemlere yükselme imkanı doğan bir ulu seyahatda, haddimizi aşıp esrarlı kapılarının tokmağına dokundu isek, edeb ve erkân bilmeyen ham ruhlarımızın görgüsüzlüğüne vererek, bizi bağışlamanızı diler affına sığınırız.
Ey, bizleri varlığa erdiren ve varolmadaki sonsuz zevki gönüllerimize duyuran Güzeller Güzeli Yüce Yaratıcı! Bu koskoca kâinatları bir kitab gibi önümüze seren Sen; onun esrarını vicdanlarımıza duyuran Sen ve vicdanlarımızı lâhûtî esrarının mevcelenip geldiği iklime bir sahil yapan yine Sensin! Sen bizleri varetmeseydin bizler var olamazdık. Bu muhteşem kâinatları bir kitab gibi önümüze açıp, yüce teşrifatçı ve tarif edicilerinle anlatıp bizlere şerhetmeseydin, Seni bilemeyen, gönlüne eremeyen cahiller gürûhu olarak yıkılıp gidecekdik. Lûtfedip de kâmetlerimize göre kendini bize anlatmasaydın, haricî dünyalar ile vicdanlarımız arasında irtibatlar temin ederek, Zât-ı ulûhiyetin adına bildiğimiz ve bileceğimiz şeyleri tutup yakalayacak, şekillendirip istikâmet verecek; ilmi ilim, ma’rifeti ma’rifet yapan bir ilk tasdik ediciyi ruhumuza yerleştirmeseydin, nereden bunları ve Seni bilecek ve yoluna hayranlık duyacakdık!...
Bizler Senin kapının boynu tasmalı kulları, vicdanlarımıza aksedip duran parıltılar da Senin varlığının ziyasıdır. Biz neye mâliksek Senin vergin, Senin atândır. Bunu bir kere daha ilân ediyor, kapının âzâd kabul etmez kulları olduğumuzu itirafla ahd u peymanımızı yenilemek istiyoruz.
Ey zikri, fikri ruhlara itminan veren gönüller Sultanı! Senin öğrettiğin ve ruhlarımıza duyurduğun şeyleri, gönülleri, gönüllerimiz gibi mürde ve derbeder olanlara ulaştırmak için, yer yer eşya ve hâdiselerin dolapları içine girerek, yer yer benliğimize dönerek olup biten şeylerden ve bu umûmî gidişatdan Senin varlığına bakan pencereleri, Senin huzuruna yükseltecek yolları araştırıp tesbite çalışdık. Zât-ı ulûhiyetini ve perdesiz mânisiz Seninle görüşeceğimiz o mutlu günü, muhtaç gönüllere duyurmak isterken, en saf ve duru ifadelerin resm ve nakşettiği yüce hakikatlara bağlı kalamadık. Kışırda kalmış; gönlünü şu âlemin sûrî güzelliklerine kaptırmış bir kısım ham ruhlara, birşeyler anlatabilme düşüncesiyle mücerredin kudsî cidarlarını sarsarak, müşahhasa ve maddeye yahşiler çekti. Belki de, en açık hakikatları saffet-i asliyesi2 içinde sunamadığımızdan cürümler işledik, hevâ ve hevesimize hizmet etdik.
Hata etdikse, Sana gel
SATIR ARASI HÜZÜN...BİLGENAZ' DAN;)
9/5/2008 · Kategori: dostlardan inciler
Satır Arası Hüzün
Hayat içinde savrulmuş milyonlarca tohum var. Kimisi neşe, kimisi bereket, kimisi hüzün. Şimdi sonbahar ya belki de o yüzden sonbaharın diğer adı hüzün. Oysa sonbaharlardaki renk bereketini seviyorum ben, sonra sonbaharın yağmurlarını birde en çok. Bazen yağmuru aratmayan göz yaşlarına şahit oluyor yüreğim, bazen şahit olunan oluyor gözlerim..
Her şey iç içe yaşam içinde. Kötü varsa ancak iyinin olduğunun farkına varıyoruz. Güzellik çirkinin varlığına borçlu makamını nasıl ki zengin fakire borçluysa servetini. Mutluluk ise hüzne borçlu mahiyetini. Tezatsız dengelenemiyoruz dünyada! Siyah yoksa beyaz yok. Kötü yoksa iyi..
O yüzden arada akmalı yaştan gözler ve var olmalı hüzün hayatımızda gerektiği kadar. Kıvamında bir hüzünde gerekli ruhlara mutluluk ve huzurun kıymeti için. Bazen keyifle okunan bir kitabın satır aralarındaki baskı hatası nasıl kaçırsa da kitaba dair iştiyakımızı, satır arası hüzünler asla bozmamalı yaşam anlayışımızı..
Var olan ve başa gelen her şeye tevekkül edebilmek asıl olan.. O öyle bir Rabb’ki gereksiz ve hedefsiz tek bir zerreyi dahi yaratmayan ve bir yerden bir yere sevk etmeyen. O yüzden “Ey Rabbim! Senden ne gelecekse gelsin! Sen ki, rahmetinle de, kahrınla da güzelsin!” diyebilmek tüm kalple..
Beklenmedik satır arası hüzünleri tevekkül ile karşılamak, sabredebilmek. Her şeyi bir hediye hükmünde görebilmek. Bilinçli bir tercih aslında huzur ve mutluluk. Etrafa saçılan her türlü tohum aslında kişinin kendi tercihine bağlı olarak şekil alıyor zannımca. Hüznü dahi sevebiliyorsak eğer belli bir süre sonra mutluluk olarak geri dönüşümünü alabiliyoruz aslında.
O yüzden yaratılmış her şeyi sevmek gerek Yaradan’dan ötürü. O yüzden şefkatle kucaklayabilmek gerek kainattaki tüm zerrecikleri ve tüm yürekleri. Zengin borcunu ödemeli fakire ki, hak etsin iki cihan servetini . Zahmet vermeli biraz rahmete kavuşmak için. Merhamet etmeli kainata, merhamete mahzar olmak için..
Yaşayabilmek gerek her şeye rağmen, yaşata bilmek için . Hüznü de yaşamak gerek, mutluluğun kıymetini daha iyi bilebilmek için Var olmak gerek her şeye rağmen, var kılmak için. Barışık olmak gerek, en başta küskünlüğe mani olmak için.
Satır arası kadar kısa ve dar alanlara sıkıştı artık yaşamlarımız. Yine bu satır aralarında yaşanıyor hüzünlerimiz yada mutluluklarımız.. Satır arası alınan nefesler kadar hayatımız ve satır araları kadar da kısa artık yaşantılarımız. Bu kısacak zaman dilimlerini bereketlendirmek adına hep güzelden ve iyiden yana atsın nabızlarımız..
Bir okuma molasıdır belki satır arası yaşanılan bir hüzün. Kıymetini bilmek lazım, iyinin, hüznün ve güzün..
Öznur ÇOLAKOĞLU
Nagehan' dan;)
31/1/2008 · Kategori: dostlardan inciler
Her elif
’in yolunu açacak bir “be” yaratan bir yar var ki kelam’ını başlatır bir “elif” ile…cümle içinde elif’in varlığını hissettirir sabretmeyi bilene. elif’i cümleye sevdirir cümleye elif’i faydalı kılar. kelam’ını kalbe vahiy kılan bir yar var kİ, elif’liğinin idrakinde olmayan her yürek için büyük sıkıntılar verir bu, oyâr’in merhametindendir, fazlındandır.Bigenaz' dan güzel bir çalışma ;)
28/11/2007 · Kategori: dostlardan inciler
Bilgenaz' dan güzel bir çalışma :)
« Önceki ::



